Sevgi Eylem Ger...'s profileEn SevgiliyePhotosBlogListsMore Tools Help

En Sevgiliye

O'nun_İcin
Photo 1 of 65
May 27

İLTİCA

 

Ya Rabbel Âlemiyn!

“Mescid” ve “câmi”ler, “tapınak”lara dönüştürülmüş; ”ALLAH” adıyla tanıttığın Azîz ve Subhan varlığın ise “tanrı” olarak algılanır olmuş!..

Göktürk’lerin “göktanrı”lı din anlayışı, “müslümanlık” olarak hemen hemen bütün insanlığa yayılmış!.. Hani neredeyse ayaksesleri işitilecek tanrılarının… Son umut ise, Hz. İsa’nın “Muhammedî Hakikat”ın seslenişini tasdiki!.. Zirâ, mecâzlar hakikat sanılmış; Hakikat, mecazlarda aranır olmuş!..

Kin, nefret, şiddet, intikam, gadap; kan, barut, gözyaşı günden güne sarmada dünyayı… Gafletin doğal sonucu, Celâl’in kuşatmada gitgide insanlığı…

İslâm’ın temel esasları, hakikatlarını yitirmiş insanların indinde; şekil ve kabuktan ibaret kalmış!.. Sanki, ilim kaldırılmış yeryüzünden, Deccal öncesi son günlerini yaşıyor, Dünya!..

Namaz”ın, mü’minin “mi’râc”ı oluşu dillerde dolaşan bir hikâye hâline gelmiş...

Ey İMAN EDENLER, İMAN EDİN <B> sırrıyla <ALLAH>a!

âyetindeki uyarın sanki Kur’ân ‘dan silinmiş; “mi’râc ‘ın namaz olmasının” anlamı üzerinde hiç durulmaz olmuş!… Anlatılanlar yalnızca, elin-ayağın, kolun-bacağın nerede-nasıl durması gerektiği; ya da neyin nasıl giyileceği!.. Hiç sözedilmemekte, beynin neleri,nasıl düşünmesi gereğinden!.

Hac”, çoğunluğa göre, taştan dört duvarı ziyaretle, Arafat tepesi civarında toplanıp tapınma; “Arabı zengin etme” faaliyeti!… Medine ziyareti ise, sanki, ölmüş bir büyükelçinin kabrini ziyaret!.. Ya, “hac” dönüşü için konulmuş asılsız, Kur’ân ‘a göre hiç geçerliliği olmayan kurallar!… “Terazi tutmamak”, “saçının kılını göstermemek”; neredeyse diri diri tabuta sokacaklar hac dönüşü insanları!..

Oruç” mânâsını yitirmiş; sağlık ve zayıflama kürlerine dönüşmüş; yalnızca bedensel bir sorunla sınırlı kalıp; “Samediyyet” nurlarının bizlerde açığa çıkışı sırrı hiç hatırlanmaz olmuş!..

Zekât”ın anlamı değişmiş, hikmeti örtülmüş; vergi sanılmış; gerekçesi açıklanmadığı için, insanlar zekâtı, devletten vergi kaçırma uyanıklığı(!) kabul ederek, bir yana atmışlar… Başkalarının hakkını, hakkıyla ödememenin gelecekte kendilerini nasıl bir faturayla karşılaştıracağını düşünemez olmuşlar!.

İlim ve irfanı kaldırmaya başladığın için yeryüzünden, Din, ruhsuz bir ceset olarak; “toplumsal düzen için gelmiş bir nizâm-ı ilâhi” diye pazarlanmaya başlanmış… Mecâzı, Hakikat sanan, Gavs(!), Kutup(!) ve Mehdî’ler(!) neredeyse her ülkede, her mahalle veya köyde ortaya çıkmış!..

Ya Rabbî, imtihanın pek zorlu!..

Bir yandan açarken Hakikat’ın perdesini; diğer yandan, halkı takarak gâfillerin peşine; görünmez ediyorsun gene Kendi Hakikatini!.. Perdeciyle uğraşıp, perdenin ardındaki sırra ermekten gafil oluyorlar!..

Ya Rabbî…

Birbirimizle uğraşmakla ömrü heder edip, hakikatten gâfil olarak bu dünyadan ayrılmaktan bizi koru!… Bize, sevdiklerinde açığa çıkardığın fiil ve davranışları nasip et!..

Nimetlerinle beslenip, palazlandıktan sonra nankörlerden olmaktan arındır!..

Küfrün ve şükrün, kime ve niye olduğu, hakikatını idrak ettir!..

Hükmüne ve takdirine razı olarak yaşamayı ve bu imanla ölmeyi nasip et!.

Ya Rabbî…

Öğretmesen, bilmezdim!.. İdrâk ettirmesen, kavrayamazdım!.. Kolaylaştırmasan, hazmedemezdim!.

Dilemesen, verdiğin ilmi bu kitaplar aracılığıyla yeryüzündeki kullarınla paylaşamazdım!..

Ne yaptıysam, hüküm ve takdirin kadarıyla, “kul”luğumun sonucudur!…

“Hiç”im ve “Bâki”sin!..

“Takdir ettiğin kadarıyla açıkladım”; diyorsam da, irfan ehli bilir ki, açan Sen’sin!… Ve açışından sonra geçmişte olduğu gibi, bu defa da gene örteceksin!.. Bu arada nasip ettiklerin de paylarını alacak…

Kul”un olduğumu fark ettirdin, yaşattın; ilmindeki sayı kadar şükretsem de gene şükr de aczimi itiraf ederim… Nankörlerden olmaktan sana sığınırım!…

“Kul”luk görevimin başarısının, senin hüküm ve takdirin ile oluşunun idrak ve huzur içinde ölümü tattır ve sâlih “kul”larına ilhak eyle!..

Yeryüzünde yaşayan, ardımda kalanlara da selâmet ihsan eyle; tezkiyeyi nasip et!.

Allahu ekber!… Bismillah!…

May 26

Allah-ı Zikr Edenlere Muhabbet

 

Bir hadis-i şerifte şöyle buyurulmaktadir: Cenab-ı Hakk'ın amelleri yazan meleklerinden başka, yollarda dolaşarak Allah'ı zikredenleri arayan melekleri vardır. Zikirle meşgul olan topluluk bulurlarsa,bulanlar diğerlerini, ''Geliniz aradıklarınız burada'' diye çagırırlar ve zikredenlerin etrafını cevirir ve onlarla sema arasını doldururlar.

Zikredenler dağoılıp melekler semaya gittiklerinde, kullarının haline vakıf olan Allah-ü Teala sorar ve meleklerde cevap verirler : ''Benim kullarımı nasıl buldunuz?'' Melekler:  ''Hamd  ve sena ediyorlar.Zatı Sübhaniyeni tekbir, taz'im, tesbih ediyolar.'' Allah ( c.c. ) buyurur: ''Onlar beni gördülermi?'' Melekler: ''Hayır.Görmediler.'' Allah-ü Teala: ''Eğer görselerdi ne yaparlardı?'' Melekler: ''Daha ziyade hamd, tazım ve tekbir ederlerdi.'' Allah-ü Teala: '' Onların benden talebi nedir?'' Melekler: ''Cennet İsterler.'' Allah ( c.c.) : '' Onlar Cennetimi gördülermi?'' Melekler : '' Hayır.'' Allah-ü Teala: ''Görselerdi ne yaparlardı?'' Melekler: ''Daha çok talep eder ve arzuları artardı.'' Melekler: ''Ya Rabbi, Onlar cehennemden korkar ve senden kendilerini cehennemden korumanı isterler.''

Allah-ü Teala buyurur: ''Onlar cehennemimi gördüler mi?'' Melekler: ''Görmediler.'' Allah-ü Teala : ''Görseler ne yaparlardı.'' Melekler: '' Ondan Kurtarmanı çok isterler ve cehennemden kurtulmak icin daha çok gayret ederlerdi.''

Ve Allah-ü Teala meleklere: '' Ey meleklerim! Şahid olun,zikirmeclisinde olanların hepsini mağfiret eyledim.'' buyurur. Melekler: '' Ya Rabbi, Meclise filan kimse zikir için değil,dünyalık bir menfaati için gelmişti.'' derler.

Allah-ü Teala: '' Ben, 'Beni zikredenlerle beraberim hükmünce' onlar benim meclisimde bulunanlardır; onlarla oturan şaki (bedbaht) olmaz.'' buyurur. 

May 04

Hamd ve Hikmet Sen'in İçindir.

Ya Rabb !.. senin misafirin olamadik yine bu yil. Sana lebbeyk diye gelenlerle ancak selam yolladik kutsal beldelere. Rüzgarlar iletsin, yagmurlar indirsin hasretimi o gül kokulu topraklara. "

April 11

Yakarış

Ey rahmeti gazabının önünde bulunan, kullarının tevbelerini kabul buyuran ve dua dua yalvaranların nidalarına icabet eden Yüce Rabb'imiz! Amellerimizdeki eksikliklere ve sözlerimizdeki kırık-döküklüğe değil, hakkındaki hüsn-ü zannımıza ve rahmetine bağladığımız recâmıza göre muamele et ve bizim dualarımıza da icabet buyur; bizi haybet ve hüsrana uğratma!

Kur'an Okunan Ev

                            
        
Kur’an’ın okunduğu yerde melekler ve temiz ruhlar da hazır bulunur. Tilavet olunan her bir harf bir hava zerreciğinin içini doldurup atmosferin uhrevîleşmesine vesile olur. Kur’an, okunduğu yere huzur, mutluluk ve bereket getirir. Okuyana da, dinleyene de sevinç ve tarifsiz bir huzur verir. Gam, tasa ve kederlerini dağıtır, ümitsizliklerini siler, onları manen canlı ve aktif bir hale getirir. Her türlü vesvesenin o insanlardan uzaklaşmasına vesile olur. Cinnî ve insî şeytanlara karşı onları korur.
 
     Kur’an’ın bu yönünü Efendimiz’den (sallallahu aleyhi ve sellem), on sene O’na sadakatle hizmet eden, Hz. Enes naklediyor: “Kur’an okunan evin hayrı artar. Böyle evlere melekler toplanır.” Ebu Hureyre Hazretleri de naklettiğimiz hadisi biraz daha açıklayan bir başka rivayette bulunuyor: Kur’an okunan evin hayrı artar; böyle bir ev, içinde oturanları sıkmaz.
 
      Bu evlere melekler toplanır; şeytanlar uzaklaşır. İçinde Kur’an okunan, anlam ve yorumuyla meşgul olunan ev, yıldızların yeryüzünü aydınlattığı gibi sema ehli için aydınlatılır

.

April 04

''Herşeyin Üzerinde Rabb'inin Sahit Olması Yetmezmi''

 

 

 

RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA

 

Her şey, ama her şey, canlı-cansız, büyük-küçük her şey sana eğiliyor. Hürmetle eğiliyor, yerlere kapanıyor.
Nereye baksam, hangi tarafa yönelsem böyle; bütün varlıklar senin hükmüne boyun eğmiş, rükû ediyor.
Adeta her şey dile gelmiş haykırıyor: “Gel sen de bize katıl! Eğil, senin ve bütün varlıkların sahibine! Yoktan var edene eğil. Eğil ki, O senin başını eğdirmesin, seni kimseye zelil etmesin...”
Ne muhteşem bir nizam kurmuşsun Rabbim! Her zerreye damganı vurmuşsun. Görmek isteyenlere görünen, duymak isteyenlere haykıran damgalar ve işaretler... Görmek istemeyenlere silinen, duymak istemeyenlere dilsiz kesilen izler..

 

 

 

Bizim bütün varlığımız, bütün özelliklerimiz-herşeyimiz Allah’a aittir… Ama Allah bizim varlığımızdaki bu özelliklerle kayıtlanmaktan-târif ve tasnif edilmekten münezzehtir, beridir, ötedir!

 

 

 

Tasavvufta İnsan-ı Kâmil; veyahut da “Ruh-u A’zam”; veyahut da “Akl-ı Evvel”diye anlatılan, hakikat itibariyle anlatılan, bizim “KÂİNAT” adını verdiğimiz sonsuz-sınırsız olarak bize gelen, tüm yaratılmışlardan oluşan kâinat, Allah indindeki “BİR AN’LIK YARATIŞ”dır!

 

 

Allah... O'ndan başka ilah yoktur. Diridir, kaimdir. O'nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmaksızın O'nun katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının dışında, O'nun ilminden hiç birşeyi kavrayıp-kuşatamazlar. O'nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp- kuşatmıştır. Onların korunması O'na güç gelmez. O, pek yücedir, pek büyüktür. (Bakara Suresi, 255)

 

 

SIRADAN BIR ORMAN ! ORMANDA BIR AGAÇ
BIZE DERS VERMEK IÇIN RÜKUYA GITMIS
ADEMOGLU BEYHUDE YASAR IKEN
O INSANA INAT HAK'KI ZIKRETMIS

 

 

Arılar yaptığı bir peteğe yaratıcıları "ALLAH" (C.C.) ismini  yazarak vaaz ediyorlar. Türkiye'de bulunmuş.

 

 

Almanya'da bulunan bu yolun sağında Arapça ile İslam inancının göstergesi Kelime-i Şahâdet'in Lâ ilâhe illallâh (Allah'tan başka ilah yoktur)  bolumu, solunda ise Muhammedün rasûlullâh (Muhammed onun peygamberidir) yazıyor.

 

 

İngiltere - Londra British müzesinde bulunmaktadır. Süveyş kanalı açılırken denizin kenarında küçük bir tepecikte bulunmuş ve Londra'ya getirilmiştir. ALLAH (c.c) Resulu Hz. Musa'nın zamanında ilahlık iddiasında bulunan Firavun'un ölümünden 3 bin sene geçmesine rağmen Allah'ın (c.c) Kur'ân-ıKerîm10-YUNUS 92- Biz de bugün senin bedenini arkandan gelenlere bir ibret olsun diye kurtaracağız... buyurduğu gibi cesedini ibret olması için çürütmemiştir. Elleri ve ayakları ölüm anında olduğu gibi secde eder vaziyettedir

 

 

Apollo11 in uzaya çıkışı sırasında kapsülün ayrılmasının resmini çeken Nasanın objektifine yansıyan bulutlardaki ''ALLAH (C.C.) ''yazısı

 

Afyonkarahisar'ın Başmakçı İlçesi'nde bir koyunun üzerinde Arapça olarak yazan ''ALLAH (C.C.) " ve "MUHAMMED ( S.A.V )" isimleri

 

 

26 Aralık'ta Güney Asya'yı vuran tsunaminin, olaydan hemen sonra çekilmiş uydu fotoğrafları.. Dalgaların üzerinde  Arapça "ALLAH (C.C.)"  yazıyor..

 

 

 

Batmanda Görüldü..Fındık kabuğunun icinde Arapça,  ''ALLAH (C.C.) '' Yazıyor..

 

 

Karpuz Çekirdeginde ''RIZKI VEREN ALLAH (C.C.) ''Yazıyor

 

 

 

Avrupa'da bazı gazetelerde Hz. Peygamber'e hakaret içeren karikatürlerin yayımlanmasına İslam dünyasından tepkiler artarken, İngiliz The Guardian gazetesi dün bir tarafından "Allah (C.C.)" ve diğer tarafından ise "Muhammed ( S.A.V )" yazan bir balığın resmini yayınladı.

Gazete, balığın İngiltere'nin kuzeyindeki Bury şehrinde bulunan bir akvaryumcuda geçen hafta bulunduğunu yazdı. Balığın üzerinde ''ALLAH (C.C.) VE MUHAMMED ( S.A.V )'' lafızlarının Arapça yazıldığını ilk kez akvaryumcunun bitişiğinde "Oasis Fast Food" adında bir restaurantı işleten Muhammed Riaz Şahid'in gördüğü bildirildi.


http://miss2005.kohop.de/bilder/000020.gif

 

Sözleri melek şehâdetine eş... Dalga dalga denizler "Hû" der coşar, Irmaklar durmadan hep Sana koşar. Ormanlar uğuldar durur derinden, Mûsıkîler yükselir her birinden. Nağmelerle inler bahçeler, bağlar,
El kaldırır Sana tepeler, dağlar.. İsmini yâd eder burçlar, felekler, Yâd ettiği gibi gökte melekler… Rikkatle uçan kuşlar Sen'i anar, Bir hür mavilikte sonsuza kadar. Bilen bilir; onların önü açık, Bilmeyene de lütfeyle azıcık..!

 

 

 

HER NEFİS ÖLÜMÜ TADACAKTIR!..

March 28

Semaya Kalkan Eller,Ancak Sana'dır Ya Rabb.

Nasihat istersen ölüm yeter. Evet, ölümü düşünen, dünya sevgisinden kurtulur ve ahiretine ciddî çalışır.” “Dost istersen Allah yeter. Evet o dost ise, herşey dosttur.” “Düşman istersen nefis yeter. Evet kendini beğenen, belâyı bulur zahmete düşer; kendini beğenmeyen, safayı bulur, rahmete gider.

http://miss2005.kohop.de/bilder/000020.gif
 
 

BiSMiLLAHiRRAHMANiRRAHiM

Ey Rabbim ! Senin mübarek ismini anarak ve rahmetinin gölgesine sığınarak ve Senden mağfiret dileyerek söze başlarım.Şüphesiz alemlerin Sultanı sen olduğun gibi,sözlerin sultanıda elbet sensin! Sana hamd eder,her işimde Senden yardım dilerim.Sana hakkıyla hamd etmekten acizim.Senin nimetlerinin şükrünü insan nasıl ifa edebilir ki,bir nefes için iki şükür lazımdır.Vücudumdaki her kıl Senin eserin olunca,artık ben niceye çırpınayım ki,her kılın şükrüne muvaffak olayım.... Ya Rabbi,Ya Rabbi ! Sen herkezin "Ya Rabbi !"deyişlerini duyarsın.Sen her canlının rızkını verir,her düşküne acırsın.Padişahlar da senin kapında devlet bulur,köleler de.Kim Senin dergahından yüz çevirirse,o kendisine yazık etmiş olur.
 
 
 
 

 

Ey kudret ve Hâkimiyet ve Mâlikiyeti bütün zâhirî seyyid ve meliklerin hadsiz derecede fevkinde bulunan, şeref-i intisâbı hiçbir seyyidin intisâbına benzemeyen ve Ona mensup olana kudretiyle herşeyi musahhar eden

Hâkim-i Ezelî,

Ey lisân-ı hal ve kal ile edilen bütün dualara nihayetsiz rahmet ve kudretiyle ve nihayetsiz hikmetinin muktezâsınca icâbet eden

Mücîb-i Rahîm,

Ey bütün hayır ve hasenât Onun elinde bulunan ve Onun tevfikiyle vücuda gelen, her hayrâtı yazan, her hasenâtı kaydeden, her a''mâl-i sâlihayı muhâfaza eden ve her hizmetin ücretini ve her hasenâtın mükâfâtını veren

Hafîz-i Alîm,

Ey kemâlât-ı kibriyâsı mümkün ve mutasavver bütün mertebelerin üzerinde bulunan ve mahlûkatı mektûbat-ı Samedâniye ve memurîn-i İlâhiye mertebelerine çıkaran ve îman ve itaatle Ona intisab edenleri a''lâ-yı illiyîne yükseltip fazl ve keremiyle ulvî derecelere mazhar eden

Fâtır-ı Hakîm,

Ey maddî ve mânevî nimetlere, rızıklara, ömürlere, hayır ve hasenelere bereket ihsân eden, nihayetsiz rahmet ve gınâ ve cûd ve sehâsıyla ziyadelikler veren

Muhsin-i Kerîm,

Ey âsî kullarının hatalarını mağfiret etmek şanından olan Gafûr-u Rahîm, Ey havl ve kuvvetiyle bütün belaları def eden

Mevlâ-yı Azîm,

Ey büyük küçük bütün mevcudatın gizli ve açık bütün seslerini birden işiten ve hiçbir sadâ Ondan gizli kalmayan

Semî-i Alîm,

Ey bütün mahlukatın sual ve dua lisanıyla ettikleri fakr ve ihtiyâcâtına dâimî cevap veren ve yerine getiren

Kerîm-i Pürnevâl,

Ey en gizli mahlukatının en gizli arzularını ve en hafî niyazlarını bilen, işiten ve icâbet eden

Alîm-i Zülcemal,

Sen aczden ve şerikten münezzeh ve mukaddessin. Senden başka ilâh yok ki bize imdad etsin.

El-aman, el-aman! Bizi azap ateşinden ve Cehennemden halâs et.

 

 

İnsan gözünü çevirip de baktığı her yerde Allah'ın sanatının birbirinden hayranlık uyandırıcı delilleriyle karşılaşır. Bir ayette Allah şöyle bildirmiştir: "Biz ayetlerimizi hem afakta, hem kendi nefislerinde onlara göstereceğiz; öyle ki, şüphesiz onun hak olduğu kendilerine açıkça belli olsun. Herşeyin üzerinde Rabbinin şahid olması yetmez mi?" (Fussilet Suresi, 53)

 

 

 

Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) "Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru." (Al-i İmran Suresi, 191)

 

Pek çok insanın manevi bir körlük içinde olduğu için güzelliklerden haz duyamadığını, ama Allah'ın kendilerini seçip imanı sevdirmiş olmasından dolayı güzellikleri görüp zevk alabiliyor olmalarının heyecanını duyar.

 

 

Ey fazl ve ihsanından başkası umulmayan! Ey adaletinden başka bir şeyden korkulmayan! Ey iyiliğinden başkası beklenmeyen! Ey affından başkası istenmeyen! Ey malikiyetinden başka bir şey devam etmeyen! Ey saltanatından başka saltanat olmayan! Ey delilinden başka delil ve rehber bulunmayan! Ey rahmeti her şeye ulaşan! Ey rahmeti gazabını geçen! Ey ilmi her şeyi kuşatan! Sen aczden ve şerikten, kusurdan münezzeh ve mukaddessin. Senden başka ilâh yok ki, bize imdad etsin. Elaman elaman!. Bizi azap ateşinden ve cehennemden kurtar

 

 Ey Rabbim,

 burasını güvenli bir belde kıl, halkından Allah'a ve ahiret gününe iman edenleri çeşitli meyvelerle rızıklandır"..

  

 

Ey her şeyin Gerçek Mâbudu olan  Allah

Ey dünyada dost ve düşman ayırt etmeden bütün mahlukatını rızıklandıran Rahman

Ey âhirette sadece dostlarına rahmet edecek olan  Rahim

Ey herseyi hakkıyla bilen  Alîm

Ey yarattıklarına son derece yumuşak muamele eden  Halîm

 Ey sonsuz büyüklük ve yücelik sahibi olan  Azîm

Ey herşeyi yerli yerinde yapan Hakîm

Ey varlığının başlangıcı olmayan  Kadîm

Ey herşeyi ayakta tutan  Mukîm

Ey iyilik ve ikrami bol olan Kerîm Sen bütün kusur ve noksan sıfatlardan münezzehsin, Senden baska İlah yok ki bize imdat etsin. Emân ver bize, emân diliyoruz. Bizi Cehennemden kurtar..

 

 

Ey yüceler yücesi! Ey merhameti bol Rabbim!

İnsan niçin yaratıldığını unuttu da şimdi azdıkça azıyor! Gariban, suçsuz, temiz yürekli dinlemeden ahlaksızca can yakıyor, Yüreğinde sen korkusu kalmamış, Kahpeleşmiş kalbini iblis oyuncağı sarmış, Yürekler kor kor, Analar, babalar, kardeşler, dostlar gözü yaşlı, O, azgınlığın pervasız semalarında edepsiz kahkahalar atıyor.

Kaybettiklerine üzülmüyor kaybı bilir sanki Gelecekten sorsan dünyayı o yarattı ve hep varolucak, güç hep onda, Nefsinin kör ettiği ahmak-ı beşer oysa, Her fiilin bir karşılığı vardır mutlak senin nazarında, Kaçış yok! Hangi yoldan gitse varışlar aynı yöne, Şüphesiz ilahidir varılacak rota. Huzur senin huzurundur ey yüceler yücesi! Huzurunda bize de bir yer ver, Huzursuz bırakma bizi! İhsan senindir ey merhametin kalbi! İhsan buyur da ilhamınla sabrımızı bol eyle, İnişler ve çıkışlar senindir Allahım! Gücümüz artır, koru bizi böyle sapık nefislerden Ve sapıklığa esir düşmüş beşerlerden, yokuşumuzu düze çevir yol eyle!

Şüphesiz insan hırslı yaratılmıştır lakin namaz kılınlar müstesna” buyurdun Allahım! Bizleri ibadet-i huzurumuzda daim eyle! Sahih eyle! Süphesiz sen dilediğine verensin Allahım! Şüphesiz sen sana gelene, senden dileyene verensin! Kimbilir ne canlar ızdırapta tende, Gözümüzün görmediği kulağımızın duymadığı ne canlar vardır hayasız, kahpelerin elinde, Ama senden gizli yok! Sen kalplerdekini de dışa vurduklarını da bilensin Allahım! Nurlu esman hürmetine Allahım! İsmi azamın hürmetine! Sen ki “ Alemleri Hz. Muhammedin, İbrahimin ve İsmailin yüzü suyu hürmetine yarattım” diyensin Allahım!

İki cihan selveri can Muhammedin, İbrahimin ve İsmailin hürmetine Allahım onları kurtar içinde bulundukları zulümlerden! Ateş düştüğü yeri yakar biliriz, ızdırapları da çeken bilir, ızdırapları beterdir şimdi ölümlerden! Sahibimiz sensin Ey her derde deva! Dua dua sanadır bu yakarışlar sana hamdü senalar yüreklerden! Amin,

 

 

Ya Rabb !. Nefsimize zulmetmekten alıkoy bizi. Senin adaletine razı olanlardan eyle bizi. Senin adaletinin korkusuyla terbiye et hepimizi. Adaletinin korkusuyla yumuşat kalplerimizi. Amellerimizin tartıldığı 'mizan'da güzel eyle akibetimizi. Mizanında ağırlığı olanlardan eyle bizi. Kolaylaştır sorgu sualimizi. Sana hesap verme inceliğiyle yaşat bizi. Hükmüne razı eyle bizi. Zulmetmekten ve zulme uğramaktan uzak eyle hepimizi..

 

 

 Her yıl gökyüzüne buharlaşan ve tekrar yeryüzüne yağmur olarak düşen su miktarı “sabit”tir: 16 milyon ton. Bu sabit miktar, Kuran’da “belli bir miktar su”yun gökten indirilmesi olarak haber verilmektedir.

"O Allah ki gökten bir ölçü ile su indirir." (Zuhruf Suresi, 11)

Her an milyonlarca metre küp su, okyanuslardan atmosfere, oradan da karalara taşınır. İnsan yaşamı, ancak bu dev su dolaşımı sayesinde sürebilmektedir. Eğer bu dolaşımı biz organize etmeye kalksaydık, kuşkusuz Dünya'nın tüm teknolojisini biraraya getirsek dahi başaramazdık. Ancak buharlaşma yoluyla, hayatımızın birinci şartı olan su, bize masrafsız ve zahmetsiz bir biçimde verilmektedir. Her yıl okyanuslardan 45 milyon metre küp su buharlaşır. Buharlaşan su, bulutlar haline sokulup rüzgarlar vasıtasıyla karalara taşınır. Böylece her yıl 3-4 milyon kilometre küp su, okyanuslardan karalara, yani bize ulaşmış olur.

 

 

 

Kısacası, bizim hiçbir şekilde dolaşımını kontrol edemediğimiz ve onsuz birkaç günden fazla yaşayamayacağımız su, bizlere özel olarak gönderilmektedir. Kuran'da, bunun insanın "şükretmesi" için en açık işaretlerden biri olduğunu Allah şöyle haber vermektedir:

 

"Şimdi siz, içmekte olduğunuz suyu gördünüz mü? Onu sizler mi buluttan indiriyorsunuz, yoksa indiren Biz miyiz? Eğer dilemiş olsaydık onu tuzlu kılardık; şükretmeniz gerekmez mi?" (Vakıa Suresi, 68-70)

 

 

Bu sefineyi böyle pırıl,pırıl ceviren Kadîr-i Kayyûm, sana musahar ettigi,muntazam tulû ve gurub eden şemsle incelerek,büyüyerek mükemmel bir takvim-i semâvî vaziyetini gösteren kamer gibi azîm cisimleri de istihdam ediyor..

( Barla Lâhikası - sh: 202 )

 
 
Ziyaretci Sayimiz
 
Free Hit Counters  

Kalbin Zikri ''Allah''

                                                   

ALLAH'İM DUNYAYİ İSTEYENE VER.BANA SENİN ZATİN GEREK.SEN BANA YETERSİN.

 

Kur'ân-ı Kerim'de birçok şifreler var. Bunlardan bir tanesi de "Allah" kelimesidir. Zikir, "Allah" kelimesinin "Allah, Allah, Allah" diyerek ard arda tekrar edilmesidir.

Bir insan zikir yaparsa ne olur?

Allah'ın nurları kalbine dolmaya başlıyor. Doldukça îmân kelimesinin etrafı da doluyor. Ve doldukça, onun nefsinin afetlerini birer birer yok ediyor. Bunun mânâsı, kişinin Allah'la giderek daha candan dost olması ve neticede Allah'ın sonsuz lütuflarına mazhar olmasıdır. Ve zaten zikrin tesirli olmasının arkasında, nefsimizin kalbindeki mührün açılması, küfür kelimesinin alınması ve kalbimizin içine îmânın yazılması vardır. Eğer bu yoksa, zaten zikir yapsanız da nefs tezkiyesini gerçekleştiremezsiniz

Başörtüsü

 

 YERYÜZÜNDE  BAŞÖRTÜSÜ  ZULMÜ'nün  SONA  ERMESİ  DİLEĞİ   İLE...

March 06

Kur'an-i Kerim Okumanın Ve Ögretmenin Fazileti

Osman b. Affan'dan (r.a) şöyle dediği rivayet olunmuştur;
Rasulullah (s.a);
"En hayırlınız , Kuran'ı öğrenen ve öğretendir." buyurdu.

(Buhari rivayet etmiştir.)

 

Kuran'ı kerimin faziletini en iyi ve en kısa şekilde anlatan bu hadisi şerifte Kuran'ı öğrenmenin ve öğretmenin çok önemli olduğunu ayrıca hayatımızda da yapacağımız ilk işlerden birisinin bu olması gerektiğini görüyoruz.O yüzden bilmeyen kardeşlerimiz var ise bir an evvel öğrenmeye gayret etsinler.İstekli yüreklerin çok kısa sürede öğreneceklerine eminim.Öğrendiklerinde de kendilerinin bile bu süreye şaşıracaklarını düşünüyorum.
Hz.Aişe 'den (r.a) şöyle dediği rivayet olunmuştur;
Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
"Kuran okuyan ve maharet sahibi kimse , muhterem ve itaatkar olan gezici meleklerle beraberdir.Kuran okuyan, kıraatine zorlanarak kekeleyen kimseye iki ecir vardır."(Buhari ve Müslim rivayet etmişlerdir.)
Ebu Ümame 'nin (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir:
Rasulullah 'ı (s.a.v) şöyle buyururken işittim;
"Kuran okuyunuz .Çünkü o, kıyamet günü , okuyanlarına şefaatçi olarak gelir."(Müslim rivayet etmiştir.)
Nevas b. Sem'an ' dan (r.a) şöyle dediği rivayet olunmuştur:
Rasulullah 'ı (s.a.v) şöyle buyururken işittim;
"Kuran ve dünyada iken onunla amel eden Kuran ehli, kıyamet günü, huzura getirilirler.Bakara ve Al-i İmran sureleri , bu kimseler hakkında şefaatçi oldukları halde çekişerek , karşılarlar."(Müslim rivayet etmiştir.)

Namaz'a Davet

Sabah Namazı


Vakit seher… Ufukta günün kızıl çiçeği açmak üzere. Vaktin rahmine sabahın nutfesi düştü az önce. Gecenin toprağında saklı ışıktan tohumlar başlarını uzatıyor.

Şimdi hatırla ki, sen de bir zamanlar yokluğun karanlığında yitiktin. Unutulmuşluk toprağına gömülü bir tohumdun. Kimsenin adını bilmediği, hatırını saymadığı bir yetimdin.

Hatırla ki, unutulmuşluğun toprağında Rabbin seni unutmadı. Rabbin seni sahipsiz de bırakmadı. Rabbin seni yokluk gecesinden varlığın ufkuna eriştirdi. Taze bir bahar gibi gün yüzüne çıkardı bedenini. Ete kemiğe bürüdü ruhunu. Gülden tebessümler giydirdi yüzüne.

Şimdi seher vakti. Göz kapaklarının ardından kaç. Gafletin gecesinden uyan. Aç gözlerini sehere. Aç kalbini Rabbine. Uyan. Uyan, yan ve an seni hiç unutmayan Rabbini. Güneş ufukta yükselmeden, sen dualar ufkuna yüksel. Herkes unutsa bile seni unutmayan Rabbini herkesin O’nu unuttuğu anda ananlardan ol. Haydi kalk! Kalk ve miracına eşlik et En Sevgilinin[asm].

Şimdi sabah! Şimdi sabah namazı vakti...

Kalbin Sonsuzluk Noktası !.

Öğle Namazı


Vakit öğle. Gün ortası. Dünya telaşındasın. İşler yoğun. Yarım kalmış ne kadar iş var! Sanki sensiz yürümüyor hiçbir şey. Sanki sen olmasan işler hep yarım kalacak, belki hiç başlamayacak. Ne kadar çok vazgeçilmezin var! Ne kadar vazgeçilmezsin!

Oysa dünya seni pek umursamıyor. Sessizce akıp gitmede sonsuz uzayda.. Telaşlarına inat uzakta bir kelebek yavaş yavaş kozasından çıkmada. Ötelerde bir insan son nefesini vermekte sessizce.. Bir bebek ilk kez gülümsemekte annesine...

Vakit öğle... O kadar gürültü var ki ortalıkta.. Kalbinin sesini duyamıyorsun bile. Ruhunun sonsuza uzanan emellerine kör olmak üzeresin. Telaşların arasından sıyrıl, ruhuna yer ayır. Ebedî sükûnete hazırla kendini. Kalbini sonsuzluğa bitiştir. Alnını secdeye değdir. Şimdi öğle namazı vakti!

March 02

Dalga Dalga Rahmet

 
İkindi Namazı 

vakit ikindi.. gün ihtiyarladı, güneş solgun rengini bırakıyor güller üstüne zaman ırmağı ikindinin çağlayanından dökülüyor şimdi,. ayrılığı söylüyor hece hece...hüzün renkli bulutlar sardı göğü, zevale doğru akıyor ışıklar, devriliyor zaman, hatırla ki sen de şimdi bir ömrün ikindisine doğru yürüyorsun, tenin soluyor,gözlerinin feri çekiliyor, yüzünü bu dünyadan çevirmeye hazırlanıyorsun, öbür kıyısındasın artık nehrin..

 bundan sonra vaadi yok sana zamanın, bundan sonra yeni bir vaadi yok sana hayatın..

 yokuş aşağı akıyor kalbin,şimdi vakit ikindi.. kalbini kanatıyor kuru gül yaprakları, tutnacak dal arıyor gibisin zamana karşı, zamanın hükmü ağırlaşıyor üzerinde, gün daha kısa geliyor artık..

yemin olsun ki ikindi vaktine hüsrandadır insan şimdi anlıyorsun.. yokuş aşağı akıyorsun dalından kopuyorsun, hoyrat bir rüzgar artık zaman.. geriye kalan ancak iman,şimdi ikindi vakti,secdeye koy alnını eğil zamanın sahibinin önünde,ona konuş.. onunla konuş.. fısılda dualarını sonsuzluğa tutun hece hece.. şimdi vakit ikindi, şimdi ikindi namazı vakti..

February 26

Kul-un Mirac-i

 
 

Akşam Namazı


Vakit akşam. Gün ölmek üzere. Güneş ışıklarını topluyor eşyanın üzerinden. Kızılca kıyameti kopuyor dünyanın. Kara kefenini giyiniyor gün. Gülün rengi soluyor, eşyanın cezbesi yitiveriyor.


 


Hatırla ki, senin de akşamın olacak bir gün. Ömrünün ışıkları solacak. Hayatının perdesi çekilecek. Senin de kıyametin kopacak.


Şimdi akşam. Ölmeden önce bil öleceğini ki, yaşatıldığını farkedesin. Herkesin senden uzaklaşacağı ölüm anını hatırla ki, sen de şimdi herkesten ve her şeyden uzaklaşıp Rabbine yanaşasın. Seni sen yokken de bilen Rabbin, sen öldükten sonra da bilecek elbet.. Herkesin unuttuğu yerde seni bir O hatırlayacak. Hatırını yalnız O bilecek. Sen de O’nu an şimdi. Şimdi akşam namazı vakti…

                                                                                                                                                                       

 

                                                                                                                                                   

 

Namaz'a Davet

Yatsı Namazı


Vakit Yatsı. Gün çoktan öldü. Güneş ışıklarını topladı. Gece hükmediyor âleme. Güneşin saltanatı bitti. Işıklar tükendi ufuklarda. Renkler ellerini çekti eşyadan. Gül soldu, gün soldu. Göğe yöneldi gözler.

Hatırla ki, Sen de unutuşun kara gecesine yuvarlanacaksın. Bir adın kalacak geriye. Bir mezar taşın hatırlayacak belki Seni. Belki o da unutacak.

Şimdi gece… Sabaha çok var. Işık uzaklarda. Yokluğun gecesinde, adın bile unutulmuşken, kimden meded umarsın sor kendine? Kim Sana hayat vermişse, kurumuş kemikleri toplayıp dirilten de O elbette.

Söyle kendine. Söyle kendine ki, çoklarının Seni unuttuğu bu gece, Sen de herkesin unut, O’nu hatırla. Söyle kendine ki, çoklarının ışıklara kanıp sahte renklerin kuyularına daldığı bu gece, Rabbini an, Rabbine kan, Rabbine uyan.

Şimdi yatsı zamanı vakti...

February 09

Tefekkür

 

         

YOLCULUK NEREYE?

İçinde yaşadığımız çokluk alemi, bir merkeze sahip olmayı zorunlu kılar. Sayısız derecedeki hadise ve eğilimlerin içinde kendine bir merkez, bir istikamet seçemeyen insan, rüzgarın önündeki yaprak misali, belli bir hedef ve menzilden yoksundur.
Kendine bir merkez edinmeme halini, istikamet sahibi olmadığı için her yöne giden, fakat günün sonunda hiç bir yere ulaşamayan insana da benzetebiliriz. Her tarafa gidebilen bir insan, aslında hiç bir tarafa gitmiyor, hiç bir yol katetmiyor demektir. Zira aradığımız şeyin ne olduğunu bilmiyorsak, bulduğumuz şeyin ne anlama geldiğini, ona ne değer biçeçeğimizi de bilemeyiz.

 

 Güzel ahlak  Kur'an-ı Kerim'in emri Resulullah'ın sünnetidir. 
 Allah'a muhabbetiniz varsa habibullaha ittiba edilecek,habibullaha ittiba edilmiyorsa Allah'a muhabbetiniz yoktur
 
 
 

 Dünyaya gelmeden önce yok olduğunuzu,

 yokken bir anda var olduğunuzu hiç düşündünüz mü?

  

 

Ya da Salonunuzda her gün gördüğünüz çiçeğin kapkara, çamurlu

bir topraktan, nasıl olup da mis gibi bir kokuyla ve rengarenk çıktığını?

hiç düşündünüz mü?

 

 

Çevrenizde uçup sizi sürekli rahatsız eden sivrisineğin,

nasıl olup da kanatlarını bizim göremeyeceğimiz kadar hızlı hareket ettirdiğini

 



 Muzun, karpuzun, kavunun, portakalın kabuklarının kaliteli birer ambalaj görevi gördüğünü, bu meyvelerin tatlarının ve kokularının korunması için özellikle bu ambalajların içine paketlendiklerini,

 

          

Geceyarısı siz uyurken, ansızın meydana gelebilecek bir depremin bulunduğunuz şehri, evinizi, işyerinizi yerle bir edebileceğini, dünyada sahip olduğunuz herşeyi birkaç saniye içinde kaybedebileceğinizi  

Hayatınızın büyük bir hızla gelip geçtiğini, bir gün güçten düşerek yaşlanacağınızı, güzelliğinizi, sağlığınızı, gücünüzü yavaş yavaş kaybedeceğinizi,

 

 

Bir gün, hiç beklemediğiniz bir anda Allah'ın görevlendirdiği ölüm meleklerini karşınızda görerek bu dünyadan ayrılacağınızı hiç düşündünüz mü?

Peki insanların kısa sürede terk edecekleri bir dünyaya neden bu kadar çok bağlandıklarını ve asıl yapmaları gerekenin ahiret için çaba göstermek olduğunu

hiç düşündünüz mü?

 

Sizi yokluktan var eden kuvvet ve hikmet sahibi Yüce bir yaratıcının varlığından asla şübhe edilemez

 

                                                

 

SİZİ YERYÜZÜNÜN HALİFELERİ YAPAN
 

        

 
 
SİZE VERDİĞİ ŞEYLERDE,
 

   

SİZİ DENEMEK İÇİN,

 

   KİMİNİZİ KİMİNİZDEN DERECELERLE ÜSTÜN KILAN O' DUR.

  

ŞÜPHESİZ RABBİN, CEZASI ÇABUK OLANDIR

VE O BAĞIŞLAYAN,  ESİRGEYENDİR.

EN'AM SURESİ 165. AYET 

Ölümü Düşünmek !..

 

Ölüm Sekeratı

   
Düşün bir kere! Sen can çekişmektesin.ölüm sıkıntısı ,acısı,sarhoşluğu,gam ve ıstırabıyla boğuşmaktasın. Ölüm meleği ayağından itibaren ruhunu çekmeye başlamış.Bu çekişin acısını ayağının ta ucundan hissetmektesin.Sonra bu çekiş aralıksız devam eder.can çekişme kızışır.Ruh aşağıdan yukarıya olmak üzere bütün bedeninden çekilir.Acı doruğa ulaşmıştır.Ölümün sıkıntıları bütün bedenine yayılmış,Kalbin.ürperti ve üzüntü içindedir.Rabbinden gazab veya hoşnutluk müjdesini gözleyip beklemektedir.Canını almakla görevli melekten bu iki haberden birini almaktan başka bir haber olmadığını anlamışsındır.

Ölüm Meleğinin Görünüşü

   İşte sen böyle gam,tasa,ölüm acısı ve şiddetli üzüntü içerisinde Rabbinden iki müjdeden birini beklerken,birden bire ölüm meleğinin çehresiyle yüzyüze gelirsin.Bu çehre ya en güzel veya en çirkin bir manzara arzetmektedir.Bedeninden ruhunu çıkarmak üzere elini ağzına doğru uzatırken ona bakıyorsun.Bu hale düşmekten ve ölüm meleğinin yüzünü görmekten dolayı nefsin zillete bürünmüştür.Ondan nasıl bir müjdeyle karşılaşacağını merak edip duruyorsun.Birden bire onun sesini duyuyorsun.Sana:"Allah'ın rıza ve mükafatıyla sevin.ey Allah'ın dostu!" veya "O'nun gazab ve azabıyla sevin(!) ey Allah'ın düşmanı!" haberini alıyorsun.
   İşte o anda ya kurtuluş ve başarına kesin kanaat getirir ve ruhun Allah ile huzur bulur veya mahv ve helak olduğuna kani olur,kalbin ümitsizlikle dolar,Allah'tan ümit ve emelin kopar.Dünyadaki müddetin bittiğini,iz ve eserininin silindiği ve senden önce geçip gidenlerin yurduna taşındığın o anda gönlüne son derece keder ve hüzün veya neşe ve sevinç hakim olur.

KABİR
Kabir ve Sorgusu

   Gönlünün sevinç ve neşeden uçar gibi olduğu veya hüzün ve ibretle dolduğu o anda kendini düşün! Kabri ve onun dehşetli manzarasını,oradaki iki meleği ve Rabbine olan imana ilişkin sorularını bir tasavvur et! Ya Rabbinden gelen kesin söz(Kelime-i Şehadet) ile desteklendiğinden sebatlı ve kararlı veya yardımsız,şaşkın ve ürkeksin.O iki meleğin sorgulamak üzere tutup seni oturtmak için çağırdıkları anki seslerini düşün! O daracık mezar çukurunda oturuşunu göz önüne getir.Kefenlerin iki yanına düşmüş,gözünün üzerine konulmuş pamuklar yerlerinden ayrılp ayaklarını yanlarına kaymıştır.Bunları düşün,sonrada onların şekline ve vücudlarının büyüklüğüne gözünü dikişini bir tahayyül et! Eğer onları güzel şekilleriyle görürsen,kalbin başarı ve kurtuluşa erdiğini kesin olarak anlar.Eğer kötü manzaralarıyla görürsen,gönlün mahv ve helakine kanaat getirir.Düşün onların nağme ve sorularıyla ses ve sözlerini;sonra da eğer sebat lütfetmişse Allah'ın desteğini veya seni yalnız başına yardımsız terketmişse şaşırtmasını!

Kabrin Cennet ve Cehenneme Açılması

   Ya kesin veya şaşkın ve şüpheli cevabını düşün! Şanı yüce Allah sana sebat ihsan etmişse o iki meleğin sevinçle sana yöneldiklerini,Cehenneme kapı açmak için ayaklarıyla kabrin yanlarına vurduklarını bir düşün!'Sonra Cehennemin, ateşiyle kızışıp kaynayışını,o anda meleklerin seninle olan konuşmalarını göz önüne getir.Cenab-ı Hakk'ın seni koruduğu bu manzaraya bakıp duruyorsun.Bundan dolayı gönlünün neşe ve sevinçi bir kat daha artar.Acz ve zaafına rağman nasıl bie ateşten kurtulduğunu gözlerinle görüp inanırsın.
   Sonra o iki meleğin,ayaklarıyla kabrinin yanlarına yeniden vurduklarını,mezarının,ziynet ve nimetleriyle Cennete açılışını ve meleklerin şu sözlerini bir tahayyül et:"Ey Allah'ın kulu! Cenab-ı Hakk'ın senin için hazırladıklarına bak! Bu senin makamın ve kavuşacak yerindir!" Bu Cenner nimetlerini ve saltanatının göz alıcığını ve bu müşahede etiğin nimetlerle parlak güzelliklere bir gün kavuşacağını görmekten gönlünün sevinç ve neşesini düşün!
   Eğer böyle değilsen,bütün bunların tersini;azarlanışını,Cenneti görüp de meleklerin sana söyleyeceklerini, "Aziz ve Celil olan Allah'ın seni mahrum bıraktığına bak!";Cehennemi görüpte sana yöneltecekleri,"Allah'ın senin için hazırladıklarına bak!Bu senin yurdun ve varacak yerindir!" şeklindeki sözleri düşün! Bu ne büyük tehlike!..                                 

Sonsuz İlim Ve Kudret

 

''O ki birbiri ile ahenktar yedi göğü yaratmıştır. Rahman olanın yaratışında hiçbir uygunsuzluk göremezsin. Gözünü çevir de bir bak, bir bozukluk görebiliyormusun? Sonra gözünü tekrar tekrar çevir bak; göz (aradığı bozukluğu bulmaktan) aciz ve bitkin halde sana dönecektir.""( Mülk suresi 3-4)

 

 

Hayatta herşey planlı, maksatlı ve belli bir gaye ile varlığını devam ettirmektedir. Tesadüf böyle mükemmel bir nizamı meydana getiremeyecek kadar acizdir. Kainatın harikuladeliği karşısında insanlar hiç bir zaman şaskınlıklarını saklayamamışlardır.

 

 

Başımızı Cevirdigimiz Heryerde ''Yaratıcının'' Eşsiz Sanatına Sahit Oluruz

 
 
 

 

Bu Güzellik Karsısında Sadece Bakmakla Yetınmemek Lazım. Bunu Bu Denli Güzel Bicimde Yapan ,Bu Sanatın Tek Ve Mutlak Sahibi Olan Yaratıcıyı düşünmek gerekir

 
 
 

 

Bizim Allahın varlığını ve kudretini göstermesi bakımından alıp inceliyeceğimiz en küçük bir hayvan mesela bir sivrisinek veya bir karınca en çelimsiz bir nebat, bütün bunlardan önce kendi nefsimiz, kendi varlığımız kadir ve hakim olan Allahın mevcudiyetini şüphe götürmeyecek bir şekilde isbat eder.

 
 

 

Yürüyeni uçanı, sürüngeni, iki ve dört ayaklısıyle birlikte sonsuz bir kudretin eseri olan hayvanların yaratılışı ve insanın hizmetine verilişini tasvir eden ayetler. ap acık Yaratıcının varlıgının delilleridir

 

 

 

Hepsi Bize Yaratıcının Varlıgının Ispatıdır

 

Büyük bir kudret, ilim ve hikmet eseri olan insanın yaratılışı, onun bir mucize olan vücut yapısı, uzuvlar ve fonksiyonları, vücut sistemine bağlı olarak insana lüfedilen sayısız nimetler

Sonsuzluk anlaşılabilir mi?

 

 

Bir bardağa denizin yerleşmesi mümkün olmadığı gibi, sınırlı olan insan aklının da sonsuzu kavraması mümkün değildir. Şu var ki, insan sonsuzu anlamasa bile onun varlığını bilebilir. Bilmek, inanmak başka anlamak daha başkadır

 

 

İnsan sonsuzu anlayamaz, ama sonsuza inanabilir... Bu da insanoğluna büyük bir ilahî lütuftur. Yoksa, bütün sıfatları sonsuz olan Rabbine nasıl iman edecekti?..

 

 

Şu kainatın ve içindeki varlıkların Sanii olan Cenabı Hak, şu kainatı çok ciddi gayeler için yaratmıştır. Kuran bunu şöyle bildirir:
"Biz göğü, yeri ve bu ikisi arasında olanları oyun olsun diye yaratmadık." (Enbiya suresi, 16)
"Göğü, yeri ve bu ikisi arasında olanları boşuna yaratmadık." (Sad suresi, 27)


 
 

Bütün varlıklar kendilerine mahsus dillerle yüce yaratıcıyı tesbih ve takdis ederler. Kendilerine tevdi edilen görevleri büyük bir zevk ve şevkle yerine getirirler.

 

 

Irmaklar bir cuş u huruşla denizlere doğru akar.

 

İnsanın emrine verilen hayvanlar tam bir itaatle ona hizmet eder.

 

 

Ayrıca, kâinat yaratılmasaydı Allahın sıfatlarının ve isimlerin o sonsuz kemali ve güzelliği bilinmeyecekti. Bu bilgi sadece Allaha mahsus kalacaktı. Cenab-ı Hak isim ve sıfatlarının manevi güzelliklerini tecelli ettirmekle, kendi cemal ve kemalini bu eserlerinde kendisi bizzat müşahede buyurduğu gibi, melekleri, insanları ve cinleri de bu şereften, bu lütuftan hissedar etmek diledi.

 http://miss2005.kohop.de/bilder/000020.gif

Bu vadide insanoğluna bir mukayese imkanı, bir fikir yürütme, istidlalde bulunma gücü verilmiş. O, bu güç sayesinde çok iyi bilir ki, bu alemde benim bir başlangıcım ve sonum olduğu gibi, her şeyin de yine bir ilk ve son noktası var.

Başlangıcı olan her şey, bize şu iki hakikati birden ders verir: Beni yoktan yaratan bir zat var ve onun varlığı ezelidir. Aynı şekilde her son da bize ebedi bir zattan haber verir. Kendimize şu soruyu soralım: Senin anlayamadığın sadece sonsuzluk mu? Yer çekimini anlayabiliyor musun? Güneşin, gezegenlerini nasıl çekip çevirdiğini kavrayabiliyor musun? Ruhun, aklın, hayalin, hafızanın mahiyetlerini bilebiliyor musun? Elma ağacının içindeki o manevi fabrikayı izah edebilmiş misin? Yumurta nasıl oluyor da, uçan bir kuş oluyor? Nutfe dokuz ay sonra nasıl ağlıyor, görüyor, işitiyor? Bu alemde insanın göremedikleri gördüklerinden, anlayamadıkları anladıklarından, bilmedikleri bildiklerinden çok fazladır.

İnsanın, bu fani eşyayı anlamış gibi, bekayı anlamaya kalkışması onu en azından yorar. En azından diyorum, çünkü bu gibi yersiz arayışların insanı sersem etme ve yoldan çıkarma ihtimali de vardır...

İnsanın sonsuzu anlama gayreti iki ayrı sahada cereyan ediyor. Birisi, ilahi sıfatların sonsuzluğu, diğeri de ahiret hayatının sonsuzluğu... Bu ikisi arasında, gözden kaçmaması gereken önemli bir farklılık var. Ahiretteki sonsuzluktan söz edildiğinde, zihinlerde hemen zaman ve müddet kavramları canlanır. Sonu gelmeyen, tükenmeyen, fani olmayan, arızalanmayan bir hayat... Burada verilen hayatın geri alınmaması, baki kılınması söz konusudur. Bunu aklın almaması için bir sebep olmasa gerek..

Allah ın sıfatlarının sonsuzluğuna gelince: Onun kudreti sonsuzdur, demek, ne kadar alem yaratırsa yaratsın kudretinde bir noksanlık olmaz demektir. İlminin sonsuzluğu onun cehilden münezzeh olduğu manasınadır. Diğer sıfatlar da aynı şekilde, aynı mantık içerisinde değerlendirilmelidir. Ezeli olan elbette ebedidir hakikati, Cenabı Hakk ın zatı için de geçerlidir, sıfatları için de... Yani, onun bütün sıfatları sonsuzdur, ebedidir. Zira, hiçbiri sonradan var olmuş değildir; hepsi ezelidir.

Yardım,Tanıtım Ve Duyuru

 

Cümle Cihan Sana Aşık, Sana Hayrandır Efendim..

Bir ben degil...Alem Sana Kurbandır Efendim..

 

Sayfaya

http://www.kibriya.tr.cx 

Adresindende Ulaşabilirsiniz

İletişim Adresi

CanOzum1980@hotmail.com

Görüş Ve önerilerinizi deftere yazabilirsiniz..

 

Konuk Defterini Oku

 

Konuk Defterine Yaz 

Kalbinizin Gerçek Sahibine Emanetsiniz..

 

 

10 SALAVAT GETİREN
Aleyhüsselatü Vesselam Efendimiz buyurdular ki:
"Bir gün bana Cenab-ı Hakk'ın dört büyük meleği geldi. Bunlar Cebrail, Mikail, israfil ve Azrail aleyhisselam idiler. Cebrail Aleyhisselam bana dedi ki: Ya Resulullah ! Senin ümmetinden bir kimse size günde on defa selavat ederse yarın kıyamet gününde ben onun elinden tutar, sıratı kuşlar gibi geçiririm.
Mikail aleyhisselam'da dedi ki: Ben o kula senin kevser havuzundan kana kana içiririm.
İsrafil aleyhisselam dedi ki: Ya Resullullah o kulun affı için başımı secdeye koyarım Allahu Teala onu affetmedikce başımı secdeden kaldırmam.
Azrail aleyhisselam da: Ya Nebiyallah sana günde on dafa selavat edenin ruhunu Peygamberler gibi kabzederim. dediler "
Bunun üzerine Nebiler Nebisi Efendimiz :"Bu ne büyük Lütuf Ya Rabbi, Bu ne büyük ihsan Allah'ım buyurdu..

       

 

 

  

 
Türkiyenin En iyi İslam spaces'leri
 
the one spaces

                                                     en sevgiliye (s.a.v)

                           berkans web site  

 
 
  
 
NurluYuz